haber

Sosyal Gündem

N'oluyor

Sanat

İnternet Alemi

Şeyler

Zaman Makinesi

Taksim'deki tarihi tramvay geçici olarak kaldırılıyor

Taksim Meydanı ve Tünel arasında çalışan tramvay seferleri yaklaşık 6 ay boyunca yapılamayacak.

İstiklal Caddesi'nin nostaljik tramvayı 6 ay süreyle seferden kaldırılıyor. Yapılan açıklamada, "Taksim Meydanı'ndaki tramvay durağına İstiklal Caddesi'ndeki altyapı yenileme çalışmaları nedeniyle 19 Ocak 2017 Perşembe gününden itibaren Nostaljik Tramvay hattı hizmet veremeyecektir. Bu güzergahı kullanacak yolcularımız İstanbul Metrosunu kullanabilir. Anlayışınız için teşekkür ederiz" dendi.


TRAMVAY HATTI KAUÇUK MALZEMEYLE KAPLANACAK 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi 26 yıldır aralıksız hizmet veren nostaljik tramvay hattının, cadde döşemelerine zarar vermesini kökten önleyen kauçuk malzemeyle kaplanacağını açıklamıştı. Yeni ray döşeme sistemiyle İstiklal Caddesi'nin zeminindeki kırılmaların engellenmesi hedefleniyor.


Kaynak: Sputnik

İETT, doğa yürüyüşü hatları başlatıyor

İETT, bahar ve yaz aylarında işleyecek 'doğa yürüyüşü hatları'nın seferlere başladığını duyurdu. Vatandaşları şehrin yeşil alanlarıyla buluşturmayı amaçlayan iki farklı hat Beşiktaş-Belgrad Ormanı ve Kadıköy-Polonezköy arasında hizmet verecek.


D2 numaralı Beşiktaş-Belgrad Ormanı hattıyla doğaseverler Beşiktaş İskele, Zincirlikuyu Metrobüs, 4. Levent, Maslak, Hacıosman, Atatürk Arboretumu'ndan geçerek Belgrad Ormanı'na ulaşacak. D1 hattının güzargahı ise Kadıköy, Numune hastanesi, Doğancılar, Altunizade, Ümraniye, Çakmak Köprüsü, Şile Yolu, Çubuklu Evleri, Polonezköy Muhtarlık olacak.

D1 ve D2 otobüs hatlarının sefer saatleri ise şöyle:


 
Kaynak: yesilist.com / Deniz Aytekin

Kağıt para üzerindeki gizli kodlar

Cambridge Üniversitesi’ndeki laboratuvarlardan birine yeni bir Xerox marka renkli fotokopi makinası gelmişti.

2000’li yıllardı ve bu yeni çıkmış makinanın hünerlerini denemek için öğrencilerden biri hemen cebinden bir kağıt para çıkarıp fotokopisini çekmeye çalıştı. (Paranın fotokopisini çekmek İngiltere’de ve başka ülkelerde yasa dışıdır.)

20 sterlin makinanın tarama bölümüne konulup düğmeye basıldı. Makinanın normal çalışma sesi duyuldu ama paranın fotokopisi çıkmadı. Onun yerine para kopyalamanın yasa dışı olduğunu belirten bir uyarı çıktı birçok dilde.

 
Beş çember

Makina nasıl olmuş da bir paranın fotokopisinin çekilmeye çalışıldığını anlamıştı? Bu denemeyi yapan o sıralar doktora öğrencisi olan bilgisayar uzmanı Markus Kuhn’du. Euro banknotları yeni çıkmıştı ve cüzdanında 10 euro vardı. Paranın üzerindeki minik çemberleri ve bunlardan oluşan desenin tekrarlandığını gördü.

20 sterline baktığında çemberlerden oluşan aynı desenleri orada da gördü. Ama oradakiler resimdeki notaların içinde saklıydılar.

Bu beş çemberden oluşan desenin dünyadaki diğer bütün banknotların hem ön hem de arka yüzünde kullanıldığı ortaya çıktı. Fakat farklı para birimlerinde renk ve biçimler farklı olduğu halde fotokopi makinası bunu nasıl tespit edebiliyordu?

 

Kuhn araştırmaya başladı. Önce boş bir kağıda sadece çemberlerden oluşan deseni çizdi. Bunu yazıcıdan alıp fotokopisini çekmeye çalıştı. Siyah-beyaz çektiğinde sorun çıkmamıştı, ama çemberleri renklendirip çektiğinde fotokopi makinasından aynı mesajı almıştı.

Fotokopi ve tarama cihazlarının bu desenleri nasıl tanıdığı konusu gizemini koruyor. Fakat Hindistan’daki kamu bankası Maharashtra’nın yayımladığı bir belgede, çemberleri çıplak gözün görmediği bir renkte tespit eden bir mekanizmanın varlığından söz ediliyordu.

‘Omron deseni’

Bu konuda herhangi bir yetkiliden fikir almak oldukça zor. Ne bankacılar, ne cihaz imalatçıları bu konuda konuşmak istiyor.

Peki bu özel desen kimin eseri? Hindistan Merkez Bankası 2005’teki bir basın açıklamasında bu deseni Japon firması Omron’la ilişkilendirmişti. Yine Hindistanlı emekli bir yetkili blogunda Omron deseni olarak adlandırdığı bu desenin 1996’dan bu yana kullanıldığını söylüyordu.

Banknotların basıldığı materyalleri hazırlayan Innovia Films adlı şirketin pazarlama müdürü Steve Casey “dijital çağda banknotlar için geliştirilen ilk güvenlik önlemi” olarak adlandırıyor bu deseni.


Xerox adlı fotokopi markasının banknotlardaki bu deseni tanıyacak şekilde mi tasarlandığına dair soruya firma yetkilisi Xerox ve diğer fotokopi ve tarama cihazlarının, sahte paraya karşı 32 merkez bankasının oluşturduğu bir konsorsiyumla birlikte çalıştığını ifade etti.

Photoshop kodları

Banknotlarda başka gizli kodlar da var. Fakat merkez bankaları dışında bunları kimse bilmiyor.

Adobe Photoshop gibi fotoğraf düzenleme programlarında banknotlardaki görseller üzerinde oynanmasını engelleyen kodlar da var. Bunların insan gözüyle görülmeyen desenler olduğuna inanılıyor. Digimarc adlı şirket bu alanda bazı patentlere sahip. Bunlar arasında, herhangi bir bilgisayardaki fotoğraf düzenleme programlarında banknotlar üzerindeki resimlerle oynandığında kayıt yapılması da bulunuyor. Daha sonra yasal işlem yapıldığında şüphelinin bu tür verileri elde edilebiliyor.

Ticari bilgisayar programlarının benzeri teknolojileri içerip içermediği bilinmiyor. Digimarc bu konuda yorum yapmıyor. Sahte para basımına karşı konsorsiyum ise mahremiyet sorunundan dolayı takip ve kayıt yöntemleri geliştirilmediğini, ancak fotokopi ve fotoğraf düzenlemesini engellemek amacıyla bazı teknikler geliştirdiklerini kabul ediyor. Bu yöntemlerin sahte para basımını azaltmada etkili olduğu belirtiliyor.

Bu alanda ne tür teknoloji kullanıldığını belki hiç öğrenemeyeceğiz. Fakat Kuhn’un dediği gibi, imalatçılar insanların aklına gelen ilk şeyin fotokopi çekmek olacağını bildiği için ilk önlemlerini de bu alanda almaları normaldir. Yoksa herkes kolayca sahte para basımı işine girişirdi.

Steve Casey’in dediği gibi, “Merkez bankaları ülke çapında yüzlerce kalpazanla uğraşmak istemiyor… Onları tespit etmesi çok zor olurdu yoksa.”

Kaynak:

Yeni Hayalet Avcıları sonunda yüzünü gösterdi

2016 yılı sinema dünyasında çok büyük geri dönüşlere şahit olacak gibi. Şimdiden 15 Temmuz'da çıkacak olan yeni Hayalet Avcıları filmi de büyük ilgi görüyor. Yeni Hayalet Avcıları'nın kadınlardan oluşacak bir ekip olması büyük heyecan yaratmıştı, şimdi ise onların nasıl göründüğü konusundaki soru işaretleri ortadan kalkıyor...

2016'nın Temmuz ayı bir başka sinema efsanesinin küllerinden doğuşuna şahit olacak. Hayalet Avcıları yeni filmiyle vizyona girecek. Bu sefer dört kadını başrolde izleyeceğimiz filmde, yine çok eğleneceğiz, yine maceran maceraya koşturacağız ancak bir süredir yeni Hayalet Avcıları'nın nasıl göründüğünü merak ediyorduk. Yönetmen Paul Feig'in sır gibi sakladığı görüntüler sonunda ortaya çıktı ve bir süredir gizlenen Yeni Hayalet Avcıları sonunda yüzünü gösterdi.


Melissa McCarthy'nin kilolu ve sempatik halleri bize orijinal serideki Dan Aykroyd'u hatırlatacak gibi. Seksi ve zeki görünüşüyle sarı fırtına Kate McKinnon ise orijinal serideki Harold Ramis'i gözümüzde canlandıracak gibi. Hatta saçları bile andırıyor desek yeridir. Güzelliği ile Jennifer Aniston'un kuzeni gibi duran Kristen Wiig'in orijinal serinin yakışıklısı Bill Murray'i hatırlatacağı kesin. Sert görünüşüyle Leslie Jones'un ise orijinal serideki Ernie Hudson'un yerini aldığı kesin.

Kaynak: Radikal

Catherine Deneuve: Türkiye'ye gidiyorum dediğimde savaşa gidiyormuşum gibi baktılar

52. Uluslararası Antalya Film Festivali ilk gününde Catherine Deneuve ile "merhaba" dedi takipçilerine. Antalya’ya ayak basar basmaz basın olarak Deneuve ile bir araya geldik. Açılışta Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan Fransız aktrist Deneuve, son dönemde yaşanan siyasi olaylar ve kariyerine dair soruları yanıtladı.

Catherine Deneuve… Yılların eskitemediği, hâlâ oyunculuğa devam eden ve sayısız performansıyla bizleri büyüleyen usta oyuncu festivalin ilk gününe damgasını vurdu. Festivalde gösterilen ilk film, sömürge günlerinde geçen bir aşk hikayesini konu alan, Deneuve’ün varlıklı ve karizmatik Eleine karakterini canlandırdığı 1992 yapımı Hindiçin oldu.


Deneuve, basınla bir yuvarlak masa toplantısında bir araya geldi. Usta oyuncu, Antalya’ya gideceğini öğrenenlerin “Türkiye mi?” diyerek şaşırdıklarını, kendisine sanki savaşa gidiyormuş gibi baktıklarını dile getirerek “Doğrusu ben de bu tepkiye çok şaşırdım, onlara dedim ki, “Evet, Türkiye’ye gidiyorum, ama önceki hafta Paris’te insanların havaya uçtuğu konserde de olabilirdim!”. Bu çok korkutucu bir gerçek. Şiddet ise bugün tüm dünyanın parçası ve hepimizin bununla başa çıkması gerekiyor” dedi. Paris’teki saldırıların yaşandığı günün ertesinde, insanların çocuklarıyla birlikte saldırı mekanlarına yakın yerlerde olduğunu söyleyen Deneuve Parislilerin, “Bizi korkutamazsınız, sindiremezsiniz, evlere sokamazsınız” mesajı verdiğini söyledi. Deneuve “Antalya’ya da bu duygularla geldim. Üstelik festivalleri çok severim. Sinema hâlâ hayatımın çok önemli bir bölümü, sinema sevgim de öyle. Burada olmaktan da mutluyum” diye ekledi.

Kariyerine dair de soruları cevaplandıran Deneuve, henüz 20 yaşındayken çalışma fırsatı bulduğu yönetmen Jacques Demy’nin kendisi için büyük önemi olduğunu düşünüyor. Yorucu ama uzun sahneler çekmeyi öğrendiği bir deneyim kazandırdığını söylüyor Demy’nin kendisine. François Truffaut’yu ise oyuncularını çok seven, onlarla bol bol konuşan bir yönetmen olarak anlatan Deneuve, Gündüz Güzeli ve Tristina filmlerinde birlikte çalıştığı Luis Bunuel içinse bu durumun tam tersini yaşadığını söylüyor ve ekliyor; “Oyuncularını severdi ancak pek açıklama yapmayı sevmiyordu. Oyuncuların anlamasını istiyordu. Az konuşan ama inanılmaz bir espri anlayışı olan biriydi.”


Yeni nesil yönetmenlerle de çalışan Deneuve, kendisine yöneltilen ustalar ve yeni nesil yönetmenler arasında fark var mı sorusunu ise “O kadar uzun yıllardır film çekiyorum ki ben o usta isimlerle çalıştığımda onlar da genç yönetmenlerdi. Hâlâ aynı tür yönetmenlerle çalışıyorum. Sadece şöyle bir fark var: Artık daha küçük kameralar ve daha az ışıkla çekiliyor filmler. Kameralar daha yakın plan çalışıyorlar. Açıkçası başta bu yakınlıktan zorlandım. Ancak yönetmenlerin değiştiğini düşünmüyorum. Hâlâ yönetmenlerin enerjilerine önem veriyorum” diye cevapladı.

Sinemanın dünya barışı için bir katkısı olacağını düşünmeyen Deneuve, “Sinema hayata ve insanlara dairdir. İnsanlar konserlere, sinemalara, tiyatrolara gittiklerinde oradaki hikayenin büyüsüne kapılırlar. Başka bir zamanda, bambaşka bir öykünün parçası olurlar. İnsanın kendi hayatını unutabildiği neşeli ve mutlu bir an. Sadece belki bu acıdan uzaklaşmamızı sağlar sinema. Ama dünya barışı ya da şiddetin yok olması için bir çare değil ne yazık ki” diyor.


Deneuve bu kadar yıllık başarılı kariyerinde ilhamını diğer oyuncuların performanslarının yanı sıra sergilerde, müzikte, resimde, çok farklı yerlerde bulduğunu söylüyor. Usta oyuncu eski filmlerini izlediğindeki hislerini ise şöyle tarif ediyor; “Yeniden bir filminizi izlediğinizde elbette ki daha farklı oynasaydım diyorsunuz. Ama farklı oynamanız daha iyi olacağı anlamına gelmiyor. Sanırım olduğu gibi kabul etmek gerekiyor” diyor. Rollerini unuttuğunu ama bir kelime ile Tiksinti ya da Son Metro filmlerinden anların aklına geldiğini söylüyor Denuve “Tıpkı bir puzzle gibi” diye de ekliyor. Şu filmde oynasaydım dediğiniz bir rol sorusuna ise cevabı “Hitchcock’un Marnie filmi” oluyor.

Deneuve; Türkiye sinemasına da yabancı değil. Fatih Akın, usta aktristin sevdiği yönetmenlerden. Ayrıca bir pazar akşamüstü, yağmurlu bir havada izlediği; Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye’li filmi Kış Uykusu'nu ise, “Günümü şenlendiren, beni 3 saat boyuncu başka bir yere götüren bir filmi” diye yorumluyor.

Festival kapsamında Denuve’ün Şerburg Şemsiyeleri, Tiksinti, Gündüz Güzeli ve Seni Sevmeyeceğim filmlerinin de gösterimi yapılacak.

Kaynak: Sanatatak - Merve Genç

Disney'in kayıp çizgi filmi, 87 yıl sonra gösterime giriyor

Disney'in ilk çizfi film karakteri olan Oswald the Lucky Rabbit (Şanslı Tavşan Oswald), 87 yıl sonra ilk defa gösterilecek.

"Sleigh Bells" adlı çizgi film, Disney'in Mickey Mouse'tan önce ortaya koyduğu kahramanı Oswald the Lucky Rabbit'in macerasını anlatıyor.

İlk kez 1928'de gösterilen ve daha sonra kaybolan Sleigh Bells isimli çizgi filmin prömiyeri, 12 Aralık'ta İngiltere'nin başkenti Londra'da yapılacak.


Walt Disney Animasyon Stüdyoları Başkanı Andrew Millstein, Oswald karakterini Disney tarihinin önemli bir parçası olarak niteledi. Millstein, kayıp çizgi filmlerin bulunması için dünya genelinde film arşivleri ve özel koleksiyoncularla işbirliği yaptıklarını belirtti.

Oswald the Lucky Rabbit karakteri, 1927'de Walt Disney ve Ub Iwerks tarafından çizilmişti. Oswald'ın "Christmas" macerasını anlatan Sleigh Bells, kısa bir süre önce İngiltere'nin BFI Ulusal Arşivi'nde katalogları tarayan bir araştırmacı tarafından şans eseri bulunmuştu. BFI Ulusal Arşivi Kuratörü Robin Baker, "Film, Disney'in sessiz sinema dönemindeki eserlerinin en önemli örneklerinden biri. Sleigh Bells'i 87 yıl sonra yeniden izleyiciyle buluşturacak olmaktan gurur duyuyoruz" dedi.

Amerikalı karikatürist ve yapımcı Walt Disney'in imzasını taşıyan karakterler, dünya genelinde büyük ün kazanmıştı. Disney'in ilk kez 18 Kasım 1928'te izleyicilere tanıttığı Mickey Mouse ile kız arkadaşı Minnie, karakterlerden en ünlüsü olarak kabul ediliyor.

Tarihin en tehlikeli moda trendleri

Viktorya Dönemi kadınlarının başında 97 ayrı hastalık vardı. Ve hepsinin sebebi ortaktı: Korse! 19. yüzyılda İngiliz şair Oscar Wilde'ın iki üvey kardeşinin de dahil olduğu çok sayıda kadın yanarak öldü. Sebep balo elbiselerinin içine giydikleri çember eteklerdi... Peki ya aynı dönemde, kendi 'yakası' tarafından boğularak ölen erkeklere ne demeli? Moda tarihinin 'ölümcül trendleri'ne buyurun...



‘Moda kurbanı’ tabirine yeni bir anlam katan 35 yaşındaki Avustralyalı kadın, kompartman sendromu geçirince giydiği skinny pantolon kesilmek zorunda kalmıştı. Bu, birinin tehlikeli bir moda trendine dayanamamasının ilk örneği değil: ‘Fashionably Fatal’ kitabının yazarı Summer Strevens’ın dediği gibi “Bu her zaman vardı, Taş Devri’nden beri”. “Moda, aşırılaşınca oluyor; ben buna gösteriş deliliği diyorum” diyor. İşte, BBC'nin haberleştirdiği, tarihteki beş ölümcül moda çılgınlığı.




KORSE: 97 AYRI HASTALIĞIN MÜSEBBİBİ
Beli incelten iç çamaşırının, kadınların vücudunda olduğu kadar dile de etkisi büyüktü: ‘Kaskatı’ sözcüğü, korse giyene Viktorya dönemi saygınlığı kazandırırken; ‘gevşek kadın' tabiriyle korse giymeyenlere, korsenin bağları gibi gevşek ahlakı olduğu göndermesi yapılıyordu. Summer Strevens’ın 'Fashionably Fatal' adlı kitabında dediğine göre korseler nefes alma zorluğu yarattığından hazımsızlık ve kabızlık sorunlarına, sık sık bayılmaya ve hatta iç kanamaya bile neden oluyordu. Nefes zorluğu nedeniyle oluşan Viktorya tarzı göğüs dekoltesi ise iç organların doğal pozisyonundan çıkıp, yeni iskelet biçimine uymaya çalışırken akciğerlere uygulanan basıncın göstergesiydi.


1874 yılında, korse giymenin neden olduğu, içinde histeri ve melankolinin de olduğu 97 hastalığın bir listesi yayınlanmıştı. 1860’ların sonlarından 1890’ların başına kadar tıp dergisi The Lancet neredeyse yılda en az bir kere dar korselerin sağlığa zararıyla ilgili makaleler yayınlamıştı.



Olumsuzluklar sadece nefes alma zorluğu ya da organ zedelenmesiyle kalmıyordu: 1903’te 42 yaşındaki altı çocuk annesi Mary Halliday’nin giydiği korse, geçirdiği kriz sonrası ölümüne sebep olmuştu. Kadının otopsisini haber yapan The New York Times’ın raporuna göre Halliday'in kalbinde toplam boyutları 21,5 santimetre olan iki korse çeliği bulunmuştu. Kadının vücut hareketlerinden dolayı çeliklerin birbirine sürtünen uçları jilet kadar keskin hale gelmişti."



ÇEMBER ETEK: OSCAR WILDE'IN İKİ KARDEŞİNİN KATİLİ
Biçim verilmiş çember iç etekler, kadınların silüetini güzelleştirmekten daha fazlasını yaptı. 19. yüzyıl boyunca, popülerliğinin en üst noktasında olan çember etek, bazı sansasyonel isimlerin ölümüne neden olmuştu. Temmuz 1861’de, şair Henry Wadsworth Longfellow, eşinin alev alan eteğini söndürmek için koşuşturmuştu. Boston Daily Advertiser’a göre “Kütüphanesinde oturmuş ve iki çocuğunu eğlendirmek için mühür yaparken bir kibrit ya da yanan bir kağıt eteğine değmiş ve anında alevler içinde kalmış" ve ertesi gün ölmüştü. Oscar Wilde'ın iki üvey kardeşi de balo elbiseleriyle çok yaklaştıkları ateşten dolayı yanarak ölmüştü. 1858’deki bir vaka ise The New York Times’ta şu sözlerle yer buldu kendine: “Alev alan çember eteklerin sebep olduğu haftada ortalama üç ölüm, ayrıcalıklı cinsiyetin en dikkatsizlerini endişelendirmeye başlayarak hareketlerinde ve davranışlarında özel olarak dikkatli olmaya ve olamazlarsa da böylesine tehlikeyle dolu bir modayı takip etmeyi bırakmaya yönlendirdi."



KOLALI YAKA: BABA KATİLİ!
19. yüzyılda icat edilen çıkartılabilir yakalar sayesinde erkeklerin her gün gömlek değiştirmesine gerek kalmamıştı. Çıkarılabilir yakalar kolalanarak ölümcül hale getirilmişti. Strevens’ın söylediğine göre “Onlara ‘baba katili’ ya da Almanca’da olduğu gibi ‘Vatermörder’ denirdi.” “Şahdamarını kesebilirlerdi. Edward dönemi erkekleri onları bir aksesuar olarak giyer, erkekler kulübüne gider, birkaç bardak Porto şarabı içer ve sallanan sandalyelerinde boyunları öne düşmüş şekilde uyuklarlardı. Aslında boğulurlardı." The New York Times da 1888 yılında çıkar bir ölüm ilanına ‘Yakası tarafından boğuldu’ başlığı atılmıştı. Olay şu şekilde gerçekleşmişti: John Cruetzi adında bir adam bir parkta ölü bulunmuş ve yargıç adamın, bir bankta içerken uyuyakaldığını düşünmüş. Adamın başı göğsüne düşmüş ve kolalı yakası soluk borusunu engelleyerek kanın zaten büzülmüş damarlarda kalmasına yol açarak, adamın boğulma ve beyin kanaması sebebiyle ölmesine neden olmuş.



ÇILGIN ŞAPKACILAR: ÇARPINTI SAHİBİ VE ÜRKEK
‘Çılgın Şapkacı’ ifadesi Lewis Carroll onu Alice Harikalar Diyarında’yla yaygınlaştırmadan 30 yıl önce de kullanılıyordu. Cıva zehirlenmesi, 18. ve 19. yüzyıllarda şapkacılar arasında bir meslek hastalığıydı. Cıva, keçe yapımında kullanılıyordu ve buna uzun süre maruz kalmak ‘çılgın şapkacı hastalığı’na neden oluyordu. Belirtiler arasında çarpıntı ve patalojik ürkeklik var. British Medical Journal’ın makalesine göre Carroll’un alışılmamış şapkacı karakteri de bu hastalıktan muzdaripti. “Şöyle söylenebilir ki ‘Çılgın Şapkacı’, büyük ölçüde gözlerden kaçma tutkusuna katlanıyordu."



KATİL TOPUKLAR: UĞRUNA AYAK KESTİRENLER VAR
İmparatora sergilediği performans için ayaklarını ipekle saran 10. yüzyıl saltanat dansçılarından etkilenildiği söylenen Çin ayak küçültme geleneği, 1912’de resmi olarak yasaklanmıştı. Halbuki bazıları statü göstergesi olduğu ve kadınların çalışmak için ayaklarına ihtiyacı olmadığını göstermek için bu geleneği gizlice devam ettirdi.


Kaynak: Radikal (BBC’den çeviren Naz Vardar)

1 Euro'ya aldıkları mağarayı mükemmel bir eve dönüştürdüler

Fransız çift Alexis Lamoureux ve Lotte van Riel, açık arttırmada 1 Euro'ya satın aldıkları mağaranın içini dizayn ederek mükemmel bir ev haline getirdiler.

Fransa'da Loire Vadisi'ndeki mağaranın içi bir çöplükten farksızdı. Gerçekleştirdikleri tadilat tam 1 yıl sürdü ve 35.000 €'ya mal oldu. Çift, şimdi ise evlerini günlük 80 €'dan otel olarak kiraya vermeye başladı.




113 milyon yıllık dört bacaklı yılan fosili bulundu

Brezilya’da 113 milyon yıllık dört bacaklı yılan fosili bulundu.

Bilim insanları ilk kez bir dört bacaklı yılan fosiline rastlandığını söylüyor. Daha önce arka bacakları olan yılan fosilleri bulunmuştu ancak bunun, modern yılanların atası olduğuna inanılıyor. Ayrıca yılanların denizden gelmediği tezini de güçlendiriyor.

Fosil bu hayvanların yüzmeye değil, delik açmaya adapte olduklarına işaret eden izler taşıyor. Bu da yılanların karada evrim geçirdiği tezini destekliyor. Araştırmanın sonuçları bilim dergisi Science’ta yayımlandı.

Son yemek

İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nden Dr. Nick Longrich, "Yılanların deniz canlılarından türedikleri tezi giderek zemin kaybediyor. Bu bilinen en ilkel yılan fosili ve deniz canlısı olmadığı çok açık" dedi. BBC’ye konuşan Dr. Longrich, fosilin kuyruğunun palet şeklinde olmadığına dikkat çekerek, hiçbir yüzgeç işaretinin bulunmadığını, uzun gövde ve kısa burnun toprak kazan hayvanlara özgü özellikler olduğunu vurguladı.

19,5 santimetrelik fosile Tetrapodophis amplectus adı verildi. Hayvanın ön ayakları (kolları) 4, arka ayakları da 7 milimetre uzunluğunda. Hayvanın, vücuduna oranla daha zayıf kalan bacaklarını yürümek için değil, avını kavramak için kullandığı tahmin ediliyor. Dinozorlarla aynı dönemde yaşayan hayvanın midesindeki kalıntılar, hayvanın son avının bir başka omurgalı canlı olduğuna işaret ediyor.

Kaynak: BBC Türkçe

THY pilotu: Artık UFO'lara inanıyorum


THY'de yıllarca pilotluk yapan İbrahim Bilir, yaşadığı bir olay sonrasında, UFO'lara inandığını söyledi.

THY'de yıllarca görev yaptıktan sonra son uçuşunu yaparak emekli olan kaptan pilot İbrahim Bilir, 5 yıl önce Osaka-İstanbul uçuşu sırasında yaşadıkları sonrası, UFO olarak adlandırılan tanımlanamayan ucan cisimlerin varlığına artık inandığını söyledi. HaberTürk'ten Gökhan Artan'a konuşan Bilir, o seferi şöyle anlattı:

'2010 yılındaki Osaka'dan dönüşte aynı rotada devam eden biz de dahil 4 uçağın ekibi o nesneyi gördük. Geldi üstümüze çıktı. Sağ çaprazda üstümüzde devam etti. Kuvvetli bir ışık gördük, gümüş renginde ve bakamıyorsunuz UFO'nun şeklini görmedik. Çok yakınımıza geldi.UFO'ya ben inanmıyordum, o görevde inandım. 5 senedir inanıyorum' dedi.

Türk Hava Yolları'nın tecrübeli kaptan pilotlarından 40 yıllık pilot İbrahim Bilir (63), yaş haddinden emekli oldu. İzmir-İstanbul seferinden sonra bayrağı THY'de kaptan pilot olan oğlu Göker Bilir'e teslim eden Bilir'i ailesi ve sevenleri de yalnız bırakmadı. Devlet adamlarının seyahat ettiği VIP uçaklarında da pilotluk yapan Bilir, ilginç bir anıyı da gazetecilerle paylaştı.



THY pilotu Selahattin Sivri 27 Ekim 1989'da yaşadığı UFO karşılaşma olayı Hürriyet'ten Faik Kaptan'a böyle anlatmıştı.

Varlıkları tartışma konusu olan ve UFO diye adlandırılan tanımlanamayan uçan cisimlerle uçuş sırasında karşılaştığını söyleyen Bilir, 2010'daki Osaka-İstanbul seferinde yaşadıklarını şöyle anlattı:

'3 pilot uçuyorduk. Kalkıştan 6 saat sonra 38 bin feet'te (11 bin metre) 4 uçak aynı yönde uçuyorduk. Önümdeki yine THY'nin Şangay'dan gelen uçağı, arkamdaki Lufthansa uçağı vardı. Yaklaşan kuvvetli bir ışık gördük. Çok yakınımıza geldi. Gümüş renginde ve bakamıyorsunuz; gözlerinizi açamıyorsunuz. İnanılmaz bir güç, kuvvet vardı onda.Değişik bir şey, yakıyor gözünüzü. Bizim uçaktaki her 3 pilot da gördü.O geldi üstümüze çıktı. Sağ çaprazda üstümüzde devam etti. Bunlar 35-45 saniye arasında gerçekleşti'



GÖZ YANILMASI DEĞİLDİ

İbrahim Bilir, "Göz yanılması olabilir mi?" şeklindeki bir soruya "Dolayısıyla 4 ekip aynı anda görüyor. İşin garip tarafı herkes kendi üstüne geldiğini sanıyor. Bir kişi olsam halüsinasyon dersin ama 4 uçağın da ekibi gördü" dedi. Psikiyatristler, iki kişinin aynı anda ve aynı halüsinasyonu görmesinin imkansız olduğunu belirtiyor

THY'NİN BİR EKİBİ DAHA GÖRMÜŞTÜ

THY kaptan pilotlarından Selahattin Sivri 1989 yılının Ekim ayında Zürih-Antalya seferini yaparken ‘uçan daire gördüğünü şöyle anlatmıştı, "38 bin feet'teydik. Yugoslavya hava sahasında sol üstümde, 2 bin metre uzaklıkta bir cisim gördük. Önce uçak zannettik. Ancak ışık kümesi dikkatimizi çekecek şekilde keskinleşince, ne olduğunu merak ettik. Işık kümesi, 10 dakika sonra önümüze geçti. Birdenbire 3 ana renge büründü. Normal uçaktan birkaç misli büyük bir şekilde önümüzde uçmaya başladı. İstanbul kule ile bağlantıya geçtiğimizde böyle bir cisim görmediklerini söylediler. Cisim, rengarenk ışıklarını saçarak 44 bin feet'e yükseldi ve beyaz ışık topu haline dönüştü. Sonra keskin bir beyaz ışık topu halinde yükselerek kayboldu."

DÜNYADA DAHA ÖNCE YAŞANAN OLAYLAR

-14 Ekim 1947, Arizona: J.L. Clark yaklaşık 3 bin metre yükseklikte, saatte 600 kilometre hızla uçarken kırmızı renkte 3 metrelik belirlenemeyen cisim gördüğünü rapor etti. Bu olay, projede yer alan ilk rapor oldu.
-15 Kasım 1952, Fusuoka: Japonya'da P-61 tipi uçakta uçan iki pilot bir anda radarda belirlemeyen 6 cismin uçtuğunu gördüler. Bu cisimlerden sadece bir tanesinin radarda görüldüğü belirtildi.
-4 Mart 1960, Iowa: Iowa'da uçan bir pilot elips şeklinde 3 cismin hızla yükseldiğini gördü. Pilot yanındaki fotoğraf makinası ile cisimlerin fotoğraflarını çekti. İnceleme sonrasında cisimlere fotoğraf karelerinde rastlanmadı.
-29 Ocak 1969, Japonya: T-33 eğitim uçağı ile uçan iki Amerikan pilotu beyaz bir cisim gördüler. Elips biçimindeki bu cisimler uçağı yaklaşık 10 dakika takip etti.

Kaynak: HaberTürk/Gökhan Artan

Fransız takımı kadın teknik direktör ile anlaştı

Fransa 2. Lig takımlarından Clermont Foot, teknik direktör olarak Portekizli Helena Costa ile anlaştı. Helena Costa, ülkede profesyonel erkek takımı çalıştıran ilk kadın teknik direktör olacak.

Şu anda İran Kadın Futbol Milli Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapan 36 yaşındaki Costa, daha önce de Katar Kadın Futbol Milli Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapmıştı.

Clermont Foot kulübü, takımın Costa’ya emanet edilmesinin kulüp için yeni bir dönemin başlangıcı olacağını belirtti.



Barbie bebekler artık gerçek hayatta

Valeria Lukyanova isimli genç kız, görünüşüyle dünyaca ünlü hale geldi. Görenleri şaşırtan genç kız, Barbie bebeklerin gerçek yaşamdaki hali gibi.

Ukraynalı manken, bu hale gelebilmek için bir takım estetik ameliyatlar geçirdi. Geçirdiği bu ameliyatlardan sonra genç kız amacına ulaştı ve hem vücut ölçüleri hem de yüzüyle Barbie bebeklerden farkı kalmadı.

Valeria, geçirdiği ameliyatların yanı sıra görünüşünü daha gerçekçi yapmak adına makyajına da büyük özen gösteriyor.

 

Barbie'nin ihtiyacı olan 'Ken' de bulunmuş. Justin Jedlica isimli genç, 90 estetik ameliyat ve harcadığı 100.000 Dolar'dan sonra 'Ken bebek'e benzeme amacına ulaşmış. 

 

Anastasiya Shpagina isimli genç kız da Valeria gibi kendisini değiştirmek adına büyük çaba harcamış. Kızıl saçları ve kocaman gözleri ile kendisini bir anime karakteri yapmış.

Panda kılığına giren bilim adamları, yavru pandayı doğaya alıştırıyor

Çin'de bilim adamları, laboratuvar ortamında büyüyen 4 aylık bir yavru pandayı doğaya salmadan önce yeni hayatına adapte edebilmek için panda kılığına girdi.

Sichuan eyaletinde bulunan Hetaoping Dev Panda Araştırma ve Gözlem Evi, doğal hayata bırakılacak olan yavru pandanın zorluk çekmemesi için panda kılığına girerek onu doğal hayata alıştırmaya başladı. Bilim adamları yavru panda Zhang Xiang'ın öğretmenlerinden bir şeyler öğrenebilmesi için öncelikle onların da kendi türünden olduğuna ikna olmasının gerektiğini söylüyorlar.

 
Uzmanlar adapte çalışmaları kapsamında yavrunun vücut ısısını ölçme, tartma gibi elle yapılması gereken işlemler gerektiğinde kılık değiştirme yapıyorlar.

Çin'de doğadaki sayıları 2 ila 3 bin olarak tahmin edilen pandalar, türleri tehlike altında olduğu için gözlem ve koruma altında tutuluyorlar.